Güzel tek bir haber bile alamadığım, sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırdığım tam 28 (yirmi sekiz) gün sonra güzel bir haber almak, insanı yeniden yazmaya teşvik edebiliyor : )
Öyle görünüyor ki Ankara’da ki günlerimiz bir aya tamamlanacak ve belki bir kaç gün daha geçecek. Ne yaptım ben Ankara’da? Vardığım ilk gün, konsolosluğun tokat gibi cevabının etkisini geçmesi zaten 3-5 gün sürdü. Akabinde sıkılmaya, bunalmaya başladım. Ankara hakkaten sıkıcı. Ankara bir şehir olmayı bile haketmiyor. “Ankara’da yapacak en iyi şey şudur!” diyebilecek bir şey bulabilmek için en az bir sene burda yaşamak gerekiyor sanırım. O bir sene sonunda da en fazla nerde iyi yemek yenir onu öğrenebilirsiniz bana göre.
Ankara’yı bilmiyorsanız, birilerine adres sormaya yeltenmeyin. Ya cevap verme zahmetine girmezler ya bilmiyorlardır ya da yanlış biliyorlardır. Sadece 5 saat içinde, yürüyerek, merkezi denebilecek yerlerini bir baştan bir başa yürüdüm. Google maps saolsun, adres sormaya gerek kalmadı. Yönümü denize göre değilde, Anıtkabir’e göre tayin ettim. Neticede 5 saatte bitti Ankara.
Kalesine çıkıp, ayaklarımın altına aldığımın şehri ömrümden bir seneyi yuttu. Şimdi tekrar düşündüm de, bu olmaz olasıca şehir için yazacak hiç bir şeyim yok. Hakkında yazarken bile sinir ediyor insanı. En beğendiğim yeri olan tren garına, İstanbul trenine binmek üzere tekrar gideceğim günü iple çekiyorum.
Adı batasıca, üzerinden bulutlar eksik olmayasıca AnKARA. Bir daha gelirsem iki olsun.




